26 Kasım 2008 Çarşamba

TAŞIYICI ANNE KONUSU ve AJDA PEKKAN

Sevgili blogcular,

Basında yada bloglarda Ajda Pekkanın geçmişte taşıyıcı anne yolu ile bebek sahibi olmak istemesi konusuna olumsuz yorumları ve toplum olarak genelde taşıyıcı anne konusuna olumsuz bakış açımızı gördükce üzülüyorum, çünkü bu tür olumsuz yorumları yapanların maalesef belliki aşağıdaki konulardan hiç haberleri yok.

Bir kız çocuğu dünyaya gözlerini açtığında rahiminde belli sayıda bir yumurta reservi ile geliyor. Bu reservin sayısı yani içinde kaç yumurta bulunduğu kişiden kişiye değişiyor çünkü genetik özellikler, çevre şartları, ırki özellikler (kişinin hangi ırktan olduğu-çünkü bazı ırklar diğer ırklara karşı daha doğurganlar) vs bu reservi doğal olarak etkiliyor.

İşte zaten ilk etabda sınırlı sayıda olan bu yumurtalar yıllar içinde çeşitli etkenlerle bünyede yok oluyorlar. Örneğin her ay adet görüldüğünde bu yumurtaların bir dolusu adetle dışa atılıyor, ciddi bir gribe bile yakalanmak bir dolusunu yok ediyor, antibiyotik almak dahi bu yumurtaların yok olmasını sağlıyor.

Önemli olan konu bu yok olan yumurtaların yenisini oluşturma şansının olmaması. Yani bir kez gittilermi gidiyorlar. İşte yıllar içinde bayanlardaki bu zaten sınırlı yumurta reservi yavaş yavaş eksiliyor ve bayanın normal yolla ve sağlıklı bebek doğurma riski artıyor.

Öyleki, bir bayan 35 yaşına geldiğinde bu bayanın normal yoldan hamile kalarak sağlıklı bebek doğurma şansı %50. 'Önce kariyerimi bir halledeyim, kendimi bir yere getireyim de ondan sonra bebek düşünürüm' diyen bayanlara seslenmek istiyorum. Şayet çocuk sahibi olmak istiyorsanız 30 yaşınızdan önce mutlaka ilk çocuğunuzu yapmaya bakınız. Bunu 35 yaşına dahi bırakmayın. Çünkü bu yaştan sonra siz istemeseniz bile ciddi anlamda risk alıyorsunuz ve normal yollarda ve sağlıklı çocuk doğurma şansınız gittikçe azalıyor. Dikkatinizi çekmek isterim; 'İlk çocuk' dedim, bu çok önemli, çevrenizde 35 ini aşmış ve 2.ci hatta 3cü, 5.ci çocuğunu yapan annelere rastlamak mümkün ancak normal yolla hamile kalıp sağlıklı olarak ilk çocuğunu yapan annelerin sayısı çok az ve bunu başaran anneler kendilerini çook şanslı adfetmeliler.

Diğer bir konusu ise 'normal yollardan' ve 'sağlıklı çocuk' yapabilmek. Yaş 35 i aştığınızda normal yollardan yani IVF vs gibi sunni tedavilere başvurmadan hamile kalabilseniz bile doğum yapabilmeniz ve helede sağlıklı bebek doğurmanız yine büyük bir şans oluyor. Hamile kalsanız bile düşük yapma şansınız genç bir anneye oranla çok fazla, veya hamile kalsanız dahi bebeğin kromozom anormalliği dediğimiz down sendromu (beyinsel özürlü) veya edward sendromu (fiziksel özürlü-kolları bacaklarının olmadan doğması gibi yada kör doğması vs gibi) gibi problemleri olması çok olası.

İşte bu normal yolla ve sağlıklı çocuk yapabilmek olayı bir bayan 40 yaşına geldiğinde %5 gibi ciddi oranlara düşüyor, hele bayan 40 ını aştı ise oran %2 lere düşüyor.

Şimdi, 30 yaşında yeni evlenmiş bir bayan düşünün, eşi ile bir iki yıl çocuk yapmama kararı alıyorlar. Bir iki yıl sonra bayan artık çocuk sahibi olmak istediğinden 32-33 yaşında korunmayı bırakıyor ancak denedikleri halde çocukları olmuyor. Testler yapılıyor ve annenin rahminde bir dolu polisistik ( yani küçük, kanser olmayan sistler) olduğu bulunuyor. Bunun tedavisi yapılıyor, tabiki bu tedavide zaman alıyor. Anne 34 yaşına geliyor. Doktorlar 'tekrar deneyin' olurunu verdiklerinde bayan ve eşi tekrar denemeye başlıyorlar ama gene bir sonuç yok. Bu sefer doktorlar beyin durumuna bir bakıyor ki ne görsünler bayanın eşinin sperm sayısı hem düşük hemde kalitesiz (yani sağlıklı çocuk döllemeye elverişli değil). Onun tedavisi vs derken yine zaman geçiyor ve bayanda yaş oluyor 35-36. İşte bu küçük senaryo, konunun nasıl kolayca kontrol altından çıkabileceğini sizlere gösterebilir sanırım.


Peki ilk çocuğunu doğurmak isteyen 35 in üstü bayanın ne tür alternatifleri var.

1) Bayanın yumurta reservine ultrasound la bakılabilir bu yumurtalardan en iyileri seçilerek bu iyi yumurtalar bayanın eşinin spermleri ile labaratuvarda döllenerek tekrar bayanın rahmine yerleştiriliyorve böylelikle bayanın hem hamile kalma şansı hemde yumurtalar seçildiği için sağlıklı bebek doğurma şansı artmış olur. Bu yöntem aslında IVF yönteminin bir diğer şekli. Ancak bu yöntemin dezavantajlarıda var. İlk önce, yumurta seçimi çok kesin bilimsel bir yöntem değil. Çünkü doktor labaratuvarda anneden alınan 20 yumurtaya bakıp 'tahmin' yürütüyor. Dolayısı ile iyi tahmin yürütmek doktorun deneyimi ile son derece yakından ilgili. İkincisi, doktor iyi tahmin yürütse bile ve en iyi yumurtayı seçmiş olsa dahi bayanın rahmi artık yaşlı olduğu için bu döllenmeyi tutmayabiliyor yani hamile kalamıyor. Veya farzedelimki hamile kaldı, 9 ay sürecek olan bir ağırlığı rahimi ve bünyesi kaldırmayıp düşük olabiliyor.

2) Bayan IVF tedavisi olabilir. Ancak bu tedavi sadece hala bayanda yeterli yumurta varsa yani bayan hala adet görüyorsa ve yumurtalarının kalitesi canlandırılmaya elverişli ise geçerli. Bu takdirde IVF tedavisi iğne yolu ile yumurta reservlerindeki uyuşup kalmış ölmeye yüz tutan yumurtaları canlandırmak için kullanılıyor. 6 hafta iğne tedavisi olduktan sonra bayanın yumurta reservindeki en canlanmış yumurtalar seçilip aynen (1) de izah ettiğim gibi labaratuvar ortamında döllendiriliyorlar. Ancak bu yöntemde özellikle iyi yumurtaları seçmek diye bir konu yok. Doktor yumurtalara bakıyor eş kız istiyorsa bir iki X kromozomlu yumurtayı alıyor erkek istiyorlarsa yine bir iki Y kromozomlu yumurtayı alarak bu yumurtaları dölleyerek bayanın rahmine yerleştiriyor. Birden bazla döllenen yumurtanın yerleştirilmesi ise şayet biri ölürse diğerinin şansının olabilmesini sağlamak için. Anack döllenme başarılı dahi olsa bayan yine (1) de bahsettiğim risklerle karşı karşıya.

3) Bayanda artık hiç yumurta kalmamışsa yada bu yumurtaların canlandırılması tıbbi anlamda mümkün değilse taşıyıcı anne bulunabiliyor. Bu konu basında veya bloglarda belirtildiğinden çok daha takdire değer bir durum. Şayet bir bayan taşıyıcı anne olmak istemişse o bayanı gerçekten kutlamak lazım. Çünkü sadece dünyaya bir can getirmekle kalmıyor aynı zamanda çaresiz bir eşe yardımcı oluyor ki bu taşıyıcı annelerin eminim mekanları cennet olacak. Taşıyıcı anne peki ne sağlıyor. Birincisi annenin görünüşü, sağlığı, genleri vs den en azından emin olabiliyorsunuz. Taşıyıcı annenin yumurtası eşinizin spermi ile labaratuvarda döllenip taşıyıcı anne rahmine yerleştirildiği içinde doğacak çocuğun an azından yarı kromozomlarının eşinizden geldiğinden emin oluyorsunuz.

4) Evli olmayan ancak yaşı ilerleyen bayanlar için ise sperm bankaları var. Bu bankalara seçilen spermlerin kalitesi genelde iyi, çünkü alınmadan önce bir dolu sperm eterlilik testinden geçiyorlar. Spermi veren kişinin ismi adresi belli değilsede tüm özellikleri (yaşı, göz rengi, kan durumu, eğitim düzeyi, boyu posu, hobileri, başarıları,) vs gibi tüm ince detaylar dosyasında kaydedilmiş oluyor, bu nedenle spermi talep eden bayan istediği özellikte spermi parasını verip seçebiliyor. Spermlerini bağış yapan bu beyler arasında son derece ünlü bilim adamları, iş adamları, akademisyenler, ünlü sanatçılar var. Bu başarılı beyler genellikle bu işin parasında değiller. Yani sperm bankasına spermlerini verirken aldıkları bir parça paranın peşinde değiller. Tam tersine dünyaya daha iyi, daha başarılı, zeki, vs insan kazandırma peşindeler ki her birini takdir etmek gerekir. Kaldıki bunu para için bile yapsalar dahi yine aynı oranda takdir edilmeleri gerekir çünkü sonuçta bir canlının oluşmasına yardımcı oluyorlar. Yine belirtiyorum spermlerini satmış yada bağışlamış bu beylerin mekanı cennet olacak. İşte bu evlenmeyen bayanlar hiç görmedikleri bu beylerin spermleri ile labaratuvar ortamında döllenerek çocuk sahibi olabiliyorlar. Bu bayanların tümü ise yine son derece takdire değerdir.

Tabi diğer alternatiflerde var. Yani ya kurumlardan yada özel olarak çocuk evlat edinmek gibi. Ancak bu durumda kendinizin yada en azından eşinizin kromozomları yani genetik özelliği değilde tamami bile bir başka anne ve babanın genetik özelliklerini içeren bir bebeğe sahip olmak gibi bir dezavantajınız var. Dezavantaj diyorum çünkü bu her kişi için dezavantaj olmayabilir. Ancak hala şansı varsa ve en azından bir eşin kromozomları ile bebek sahibi olma şansı var ise taşıyıcı anne yolunu denemek hiö tanımadığınız birilerinin evladını edinmekten daha istenir bir yöntem olabiliyor. Çünkü düşününki son derece iyi bir evliliğiniz var. Eşiniz başarılı, sağlıklı, zeki, yakışıklı vs birisi. (Bunlar olmasa da önemli değil ama yinede vereceğim örneğin çarpıcı olması için pekiştirmek istedim ). Bayan olarak şansınız olmadığını biliyorsunuz ama hiç değilse eşinizin özelliklerini taşıyan bir evlat edinmek istemezmisiniz? Bu nedenle taşıyıcı anne evlatlık edinmekten daha fazla istenen bir şey. Çünkü insanın yapısında var.

Ayrıca evlatlık edinme konusu göründüğü kadar da kolay değil. Kurumlardan çocuk edinmek yıllar alabiliyor. Özel olarak yani tanıdık yada tanımadığın bebeğini annesi yada babasının rızaları ile kanunen evlat sahibi yaparak adınıza kaydettirmek ise yozlaşmalara maruz kalabiliyor.

Yinede belirtmek isterim hangi yola başvurulursa vurulsun hiç biri bir diğerinden daha fazla takdire değer değil. Bizlerin ise eleştiri yerine durup bir düşünmemiz ve bu kişileri şartları işinde değerlendirip toplum olarak kendilerine tam desteği vermemiz gerekir. Beni en çok rahatsız eden olay ise sizde eğitimcilerimizin ve bu ülkenin doktorlarının halkı bu konuda eğitmek adına hiçbir şey yapmaması. Hangi 20 yaşına giren genç kız ve genç beylerimiz bu konulardan haberdar? Ajda Pekkan ın taşıyıcı anne ile bebek sahibi olma isteğine 'ay ne kadar iğrenç, ben kesinlikle yapmazdım, evlatlık alırım daha iyi' diyen bilinçsizlerimiz bu yukarıdaki konuların hangisinden haberdar acaba? Ajda Pekkan IVF le kendi yumurtası alınsa dahi kendisinin 9 aylık bir hamileliği taşıması son derece riskli ve bu mümkün dahi olamıyabilir ki Ajda Pekkan ın taşıyıcı anne isteğinde bulunmasından bu çıkıyor zaten. Ajda Pekkan gibi son derece başarılı bir bayanın bir iki çocuğunu topluma kazandırmak güzel olmazmı idi?

Yukarıdaki konuyla ilgili yorumlarınızı bekliyorum. Sağlıcakla kalın..